Biyologlar Derneği (Bio-Der), Anayasa’ya göre dere yataklarının temizlenmesi ve korunmasında esas sorumlu ve görevlinin Kaymakamlıklar olduğunu belirterek, dere yataklarına zarar vermenin, çöp ve moloz dökmenin bir aya kadar hapislik cezası bulunduğunu bildirdi.
Bio-Der, Güzelyurt bölgesinde yaşanan sel felaketinin hemen ardından Lefkoşa’daki dere yataklarını gezdiklerini ve son yağışlarda Lefkoşa’daki baskınlara neden olan ve içerisine beton ark yapılan dere önünde gerekli uyarıları yaptıklarını belirterek, Lefkoşa’daki sel olayının doğal afet değil, yetkililerin gerekli uyarıları dikkate almamasından kaynaklandığını kaydetti.
Bio-Der, ülkedeki çevre örgütlerinin dere yataklarının temizlenmesine değil, betonlaştırılmasına ve kirletilmesine karşı olduğunu da vurgulayarak, dere yataklarının yıllar içinde oluşan doğal oluşumuna müdahalenin bugünkü felaketleri de beraberinde getirdiğine dikkat çekti.
Bio-Der Başkanı Mustafa Kofalı, genel sekreter Niyazi Türkseven ve yönetim kurulu üyesi Hasan Sarpten dün KTOEÖS genel merkezinde basın toplantısı düzenleyerek, ülkede yaşanan sel felaketlerini değerlendirdi.
Dernek yöneticileri basın toplantısında tek tek söz alarak, son zamanlarda yoğun yağışlar alan ülkede meydana gelen sel olaylarının ve su baskınlarının dere yataklarının temizlenmemesi, içlerine beton yapılar yapılması, moloz ve çöp dökülmesi, toprak dökülerek kapatılmasına göz yumulması ve bu olayların yaşanmaması konusunda görevli olan Kaymakamlıkların görevlerini yapmamasından kaynaklandığını kaydetti.
Bio-Der Genel Sekreteri Niyazi Türkseven, dernek olarak ülkenin bir ucundan diğer ucuna dolaştıklarını ve çevre sorunlarını gündeme taşıdıklarını, son olarak da Güzelyurt’ta yaşanan sel felaketinin ardından 21 Ocak tarihinde Lefkoşa’da su baskınlarının yaşanmasına neden olan Göçmenköy bölgesindeki dere yatağına yapılan beton ve dar yapıya dikkat çektiklerini anlattı.
Türkseven, gerekli uyarıları yaparak yoğun yağış olması halinde bu kanalın bu suyu aktaramayacağını anlattıklarını, ancak yetkililerin bu konuda hiçbir önlem almadığını savunarak, aon acı olayın yaşandığını dile getirdi.
Lefkoşa’daki dere yataklarına ve Gönyeli barajına giden dere yataklarına müdahaleler olduğunu ve yetkililerin bu konuda bir şey yapmadığını kaydeden Türkseven, bu olayların ülkenin her yanında bulunduğunu, ancak bu konuda Anayasa’nın net olduğunu ve dere yataklarının sorumluluğunun Kaymakamlıklarda olduğunu söyledi.
Türkseven, bazı yetkililerin çevre örgütlerini dere yataklarının temizlenmesine engel oldukları konusunda suçladığını, ancak çevre örgütlerinin çevre konularında çok aktif olmalarına karşın yetkilileri harekete geçiremediklerini ifade ederek, çevre örgütlerinin dere yataklarının temizlenmesine değil, betonlaştırılmasına ve doğal yapısının değiştirilmesine karşı olduğunu vurguladı.
Bio-Der Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Sarpten de, Lefkoşa’da yaşanan olayın doğal afet değil, derelerin doğal haline müdahaleden kaynaklandığını belirterek, söz konusu derenin eski halinde kalması durumunda bu olayın yaşanmayacağına dikkat çekti.
Sarpten, dernek olarak gerekli uyarıları yaptıklarını, ancak yetkililerin gerekli düzenlemeleri yapmadığından bu olayın yaşandığını, dolayısıyla sorumluların da yetkililer olduğunu belirtti.
LTB Başkanı Cemal Bulutoğluları’nın dere yataklarının temizlenememesi konusunda çevre örgütlerini suçlu gösterdiğini ifade eden Sarpten, kendilerinin derelerin temizlenmesine değil, doğal yapılarının değiştirilmesine karşı olduğunu, ayrıca Bulutoğluları’nın Levent Koleji içinden geçen ve değiştirilen derenin eski haline döndürüleceği açıklamasını da desteklediklerini vurguladı.
Karar alma ve uygulama konumunda bulunan yetkililerin politik kaygılardan dolayı çevreye ve insan yaşamına karşı duyarsızlıkları, çarpıcı bir süratle gerçekleşen insan faaliyetleri, günübirlik ve dayanaksız gelişme politikalarının plansız ve denetimsiz yapılaşmanın artmasına neden olduğunu anlatan Sarpten, şöyle devam etti:
“Bilim adamlarının ve çevre örgütlerinin uyarıları hiç dikkate alınmamakta, dere ve dere taşkın yatakları üzerine inşaat izinleri verilmekte, dolgular yapılmakta ve yağışların en fazla gerçekleştiği Beşparmak dağları üzerinde inşaat yapmak amacı ile toprak dolgu yapılarak heyelan riski artırılmaktadır.
Ülkemizin kaldıramayacağı yoğunluktaki nüfus artışının ve yapılaşmanın teşvik edilmesi ile bilimsel veriler ve gerçeklerin göz ardı edilmesi, kaçınılmaz olarak doğal felaketleri doğurmaktadır.
Sürekli gelişimin ve ekonominin önünde engel olarak yansıtılan çevre örgütleri ve çevrecilerin ne kadar haklı oldukları felaketler sonrasında kanıtlanmıştır. Yıllardır çevre örgütlerinin anlatmak istediği fakat dikkate alınmayan “Sürdürülebilir Gelişim” olgusu, bugün birçok insanın sıkıntı çekmesine, ülke ekonomisinin zarar görmesine neden olmuştur.”
Sorumlularının yargı önünde hesap vermemesi halinde daha büyük doğal ve çevresel felaketler yaşanacağını söyleyen Sarpten, Kamu Derelerinin Korunması Yasası’nın neden uygulanmadığının denetlenmesi, 55/1989 imar yasasının emrettiği ve 21 yıldır yapılmayan Ülkesel Fiziki Master Planı’nın Şehir Planlama Dairesi tarafından bir an önce hazırlanması gerektiğini abnlattı.
Bio-Der Başkanı Mustafa Kofalı da, basına dere yataklarını harita üzerinde göstererek, derelerin doğal yapılarında yapılan değişikliklere işaret etti, yetkililerin uyarıları ve çalışmalarına değer vermemelerini eleştirdi. Kofalı, “Kanlıdere ve Asi Dere Florası” isimli kitabını da basına dağıttı.
|