Ağlamak nafiledir!

Mehmet Barışsever

Günün Karikatürü

Dolgun Dalgıçoğlu

Hepimiz kardeşiz saçmalığı

Hasan Bilgehan

Bana bir masal anlat Serdar!

Mehmet Harmancı

Toplumsal Kucaklaşma, 3. Yol ve Davet

Erkut Yılmabaşar

Günün Karikatürü

Doç.Dr.Mehmet Çakıcı

Siyasetçinin “hem nala hem mıha vurması”

Okuyucu Mektubu

Katılımcı Demokrasi İçin

Direnç Kanol

İşbirliği, Güçbirliği ve Lefkoşa

Arman Anık

Bu Gerçeklerle Nereye Kadar?

Haldun Cambaz

Kuzuları Kurtlara Emanet Etmek

Mehmet Eş

Gibisin - Gibi SEN

Ece Mani

Kurtarıcı kurtarmaya gelmişti

Mehmet Onur

ÖRGÜTSÜZLÜK, BİLGİSİZLİK, ÜRETİĞİ KORKU VE GÜVENSİZLİK GERÇEĞİNİ YAŞIYORUZ.

Özkan Yıkıcı

Ya Devletleri Kim Kapatacak?

Turgut Denizgil

Trafik

Uğur Hürses

Engel-SİZ Hareketi Bizleri Çağırıyor

Atıf Müezzinler

Avrupa’daki Çocuklar için Daha Güvenli Bir İnternet

Androulla Kaminara

Kriz

Dr. Gülsen Bozkurt

Sol’un Birlikteliği mi? Hedef Birlikteliği mi? -2

Derviş Bedevi

İskele Sağlık Merkezi

Musa Özmusaoğlu

Filler güreşirken...

Savaş Toksöz

Asgari Ücret Artışına Dikkat...!

Günhan Nalbantoğlu

Referandum Hakkımıza Sahip Çıkalım

Barış Mamalı

Flaş...Flaş....Flaş...

Siyasicilerin ORTAMI

Non Titulo, Sed Exercitio Talis?

Evren Maner

Zamansız Kaçışlar...

İbrahim Çakırdağ

Ziller çalıyor yılbaşı geliyor

Ayşegül Kanlıtuna

  
ANA MENÜ
ANA SAYFA
MANŞET HABER
KIBRIS
SEÇİM 2010
TÜRKİYE
DÜNYA
İLGİNÇ HABERLER
TARİHTE BUGÜN
SİYASET KAZANI
KISA HABERLER
YAŞAM ÖYKÜLERİ
YAZARLAR
ANKETLER
RÖPORTAJLAR
YORUMLANANLAR
HABER BAŞLIKLARI
ARŞİV
İLETİŞİM
FAYDALI LİNKLER
ANKET

Hangi Hükümet ülkeyi düzlüğe çıkarabilir?

 UBP Azınlık
 UBP-CTP
 UBP-DP
 UBP-ÖRP
 UBP-TDP
 UBP- Bağımsızlar
 CTP-DP-TDP-ÖRP-BAĞ.
 Hiçbiri-Erken Seçim
Tüm Anketler
ÇOK OKUNANLAR
YORUMLANANLAR

Yrd Doç Dr. Erhürman: Paniğe gerek yok

Doğu Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç Dr Tufan Erhürman Orams davası kararı sonrasında ortaya çıkan durumu BRT’de Akis programında değerlendirdi. Yrd. Doç Dr. Erhürman, paniğe gerek olmadığının altını çizdi. Erhürman Akis programında Mete Tümerkan’ın sorularını şöyle yanıtladı.

   24 Kasım 2009, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Soru: Orams davası genel olarak ne idi? Ne oldu?

Tufan Erhürman: Aslında onunla başlamak çok iyi olur. Çünkü bazı şeyleri bilmekle birlikte, aşama aşama düşünmek şu andaki kararı anlamak açısından da işimize yarayabilir.

Soru: Nasıl başladı bu?

Tufan Erhürman: Hızla bir hatırlayalım. Biliyorsunuz aslında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi mahkemesinde Aposdolides’in Orams çifti aleyhine açtığı bir davayla başladı. Ve Aposdolides’in iddiası hepimizin bildiğin gibi şuydu: “Şu anda Orams çiftinin oturmakta olduğu taşınmaz mal, üstünde ikamet etmekte olduğu ve üzerinde bir villa diktiği taşınmaz mal, aslında  benim mülkiyetimdedir. Daha doğrusu ailemden miras kalmıştır dolayısıyla benim mülkiyetimdedir. Benim iznim olmaksızın buraya bu villa yapılmıştır o nedenle ben bu villanın yıkılmasını ve taşınmazın bana geri verilmesini ve bunca yıldır benim iznim olmaksızın kullanılmasından dolayı benim kaybettiğim kârın da, kiranın da, bana ödenmesini istiyorum” dedi Aposdolides ve Güney Kıbrıs Rum yönetiminde davayı açtı. Tabi açılan davada önce hatırlayacaksınız bir karmaşa yaşandı, acaba oraya gidilmeli mi, savunma yapılmalı mı? Tabi şunu da hatırlatayım bu dava açıldığında Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Cumhurbaşkanıydı. Yani bu davanın mazisi çok eskilere dayanır.

Soru. Ne zamandı bu?

Tufan Erhürman: Tam tarihini şu anda hatırlamıyorum ama şundan hatırlıyorum, ilk Orams davasıyla ilgili bizi toplantıya çağıran Birinci Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Raif Denktaş’ın müsteşarı Sayın Ergün Olgun’du, ondan dolayı bunu çok iyi hatırlıyorum. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı mevkiinde Sayın Rauf Denktaş’ın olduğu dönemde bu dava başladı. Ve o davada hatırlayacaksınız acaba Kıbrıs Türk tarafında yaşamakta olan Orams çifti gidip Güney Kıbrıs Rum yönetimi mahkemelerinde savunma yapmalı mı, yapmamalı mı tartışmaları yaşandı. Celpname onlara ulaşmış mıydı ulaşmamış mıydı tartışmaları yaşandı ve ilk derece mahkemesinde yani Güney Kıbrıs’taki ilk derece mahkemesinde aslında Orams çiftinin gıyabında bir yargılama yapıldı ve gıyapta yapılan yargılama sonucunda Orams çifti davayı kaybetti. Ve davayı kaybetti demek şu demekti, ana hatlarıyla söylüyorum; şu anda orada bulunan villayı yıkmaları gerekiyor, taşınmaz malı Aposdolides’e devretmeleri gerekiyor ve artık bu kadar yıldır onun izni olmaksızın kullanmalarından dolayı doğan kirayı da, bir anlamda uğradığı zararı da kendisine tazmin etmesi gerekiyor. Karar buydu. Arkasından Orams çifti bu kez istinta başvurdu ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi mahkemelerinde istinafa gitti. İstinafta da aslında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi mahkemelerinde ilk derece mahkemesinin kararı onaylandı. Dolayısıyla ilk derece mahkemenin kararı değişmedi sonuçlar ortada duruyordu. Buraya kadar aslında hiçbir sorun yoktu, neden yoktu? Çünkü Güney Kıbrıs Rum Yönetimi mahkemesinin bu kararlarının, Kuzey Kıbrıs’ta icra edilmesi mümükün değil. Yani gelip de Aposdolides malını alıp, villayı yıktırıp vs. böyle bir şey yapamayacaktı. Artı Orams’dan o tazminatı da söke söke alamayacaktı. Buraya kadar bir sorun yoktu.

Soru: Orams o tarafa gittiğinde belki bir şey yapılabilir miydi?

Tufan Erhürman: Belki o tarafa gittiğinde bile tutuklama kararı çıkmamış olduğu için doğrudan doğruya fiili bir müdahale gerçekleştirilmesi aslında mümkün değildi. Ama daha bu davanın başlangıcında aslında Kıbrıslı Rumlar kendi basınları aracılığıyla bu davanın nihai hedefinin ne olduğunu söylemeye başlamışlardı. Ve nihai hedefin aslında Avrupa Birliği’nin 44/2001 sayılı tüzüğü aracılığıyla, Orams çiftinin İngiltere’de bulunan para ve mal varlıklarına nihai hedefte el koymak olduğunu, esas amacın bu olduğunu daha dava ilk açıldığı zamandan kendi basınları aracılığıyla duyurmaya başlamışlardı.

Soru: Yapmaya çalıştıkları neydi? Bir kapı açıp Avrupalıların gelip Ada’nın Kuzey’inde herhangi bir mal almasını caydırmak mıydı?

Tufan Erhürman: Evet. Zaten bu bir pilot davaydı onlar için. Biliyorsunuz birçok konuda pilot dava açıyorlar ve burada amaç neydi, o dönemin arkasından hele de Annan Planı referandumunun arkasından yabancıların buradan mülk alışının hızlanmasıyla burada amaçları Avrupa Birliği vatandaşlarının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde eski Rum malları üzerine yapılmış olan villaları almalarını bir anlamda engellemekti. Hukuken başvuracakları yollarla engellemekti. Ve bunun arkasından ne yaptılar? Bu 44/2001 sayılı Avrupa Birliği tüzüğünden yararlanarak, Güney Kıbrıs Rum yönetimi mahkemesinin aldığı kararı İngiltere’de tanıma ve temyiz yoluna başvurdular. Bu nedenle 44/2001’inde çok özetle ne anlama geldiğini söyleyeyim; 44/2001 sayılı Avrupa Birliği tüzüğünün amacı şudur, Avrupa Birliği içerisindeki herhangi bir üye devletin mahkemesinden aldığınız bir kararı başka bir üye devletin ülkesinde de icra ettirebiliyorsunuz. Dolayısıyla sanki AB büyük tek bir ülkeymiş gibi algılanıyor ve İngiltere’nin almış olduğu bir kararı Alman mahkemesi de otomatik olarak tanıyor ve bunun icrasına geçebiliyor yani temyiz ediyor. Dolayısıyla normal koşullarda, olağan koşullarda, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi mahkemesinin aldığı bir kararın İngiltere’de de tanınıp hemen icra edilmesi gerekiyordu. Ve bu yola başvurdular. Buradaki mantık şuydu, Kıbrıs’ta da aynen Almanya’daki, İngiltere’deki, Fransa’daki, İtalya’daki gibi normal koşullar var ve bu normal koşullarda Orams çifti aniden gitti Aposdolides’in taşınmazının içine bir villa dikti ve içine oturdu. Aposdolide de aniden bunu fark etti ve fark eder fark etmez de dava açtı ve bu iş böyle oldu. Sanki de İngiltere’de oturan George isimli bir kişi, Almanya’da oturmaya gitmiş ve Almanya’daki Hans’ın boş arazisinin üzerine bir villa dikmiş gibi bir perspektifle bu olay hukuken incelenmeye başlandı. Ve İngiliz mahkemesi normal prosedürü izledi ve ilk aşamada başvuruyu ‘register’ etti. O da şudur; 44/2001 sayılı tüzüğe göre bir başka AB üyesi ülkeden karar geldiği anda siz onu ‘register’ edersiniz ve hemen infaz edilebilir edersiniz, İngiliz mahkemesi bunu yaptı otomatik olarak. Buna karşı Orams çifti İngiliz yüksek mahkemesine başvurdu ve bu ‘registration’ı iptal ettirmek istedi. Dedi ki evet bunu ‘register’ ettirirsiniz 44/2001’den hareketle otomatik olarak ama Kıbrıs’taki koşullar sizin bildiğiniz diğer ülkelerdeki koşullara benzemiyor, dolayısıyla 44/2001’in burada uygulanmaması gerekir. Ve biliyorsunuz o başvuru üzerine açılan davayı Orams çifti kazandı. Hatta burada büyük bir zaferle kutlandı. Orams çifti o davayı niye kazanmıştı? Burası önemli, şunun için kazanmıştı, İngiliz Yüksek Mahkemesi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Avrupa Birliği’ne üye olurken imzaladığı katılım anlaşmasının eki niteliğindeki 10. protokole ilişkin İngiliz Yüksek Mahkemesi bir yorum yaptı. Özetle İngiliz Yüksek Mahkemesi dedi ki madem ki 10. protokol Kıbrıs’ın Kuzey’inde yani Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin etkili kontrolü altında bulunmayan bölgelerde askıdadır o zaman İngiliz Yüksek Mahkemesi dedi ki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi mahkemelerinin Kuzey Kıbrıs’taki, yani Avrupa Birliği mevzuatının askıda bulunduğu bölgedeki, bir taşınmazla ilgili olarak aldığı kararında 44/2001 kapsamında tanınması ve temyiz edilmesinin mümkün olmaması gerekir. Dolayısıyla 10. protokolü aslında bizim lehimize yorumladı. Ve İngiliz Yüksek Mahkemesi dedi ki 10. protokol mademki AB müktesebatını elimizden alıyor, bu müktesebatın bir parçası olan 44/2001 sayılı tüzük de bu somut olayda uygulanamaz. Buraya kadar her şey bizim lehimize gidiyor gibi görünüyordu. Ama arkasından da ne oldu? Arkasından Aposdolides doğal olarak istinafa başvurmak istedi. Ve istinafa başvururken de doğal olarak İngiliz İstinaf Mahkemesine gitti. İngiliz İstinaf Mahkemesine gittiği anda Aposdolides şunu dile getirdi, dedi ki alt mahkemede, ilk derece yargılamayı yapan mahkemede 10. protokol şöyle yorumlanmıştır ama bize göre 10. protokol böyle yorumlanmamalıdır. Bize göre 10. protokol böyle yorumlanmalıdır, evet Kuzey Kıbrıs’ta Avrupa Birliği müktesebatı askıdadır ama burada Kuzey Kıbrıs’ta Avrupa Birliği Muktesebatı’nın uygulanması ile ilgili bir şey yoktur, kararı alan mahkeme Güney Kıbrıs mahkemesidir. Dolayısıyla AB mevzuatı Güney Kıbrıs’ta uygulanmaktadır ama Kuzey’deki taşınmaza ilişkin uygulanmaktadır. Dolayısıyla burada 10. protokolün nasıl yorumlanması gerektiğine ilişkin bir tartışma çıkmıştır. Kim arasında? İngiliz ilk derece mahkemesiyle Aposdolides’in avukatlarının yorumları burada birbirinden farklı olarak ortaya çıkmıştır.

Soru: O zaman burada bunun uzmanı kim?

Tufan Erhürman: Yani bu yorumu kim yapacak meselesi ortaya çıktı. Ve İngiliz istinaf mahkemesi burada bir tartışma yaşanıyor toplumda uzun bir süredir. Toplum da demeyim de birkaç kişi aracılığıyla yürütülmeye çalışılıyor, o tartışma da şu, eğer diyorlar “Cumhurbaşkanlığının yürüttüğü davada veya Cumhurbaşkanının yardım ettiği davada Orams çiftini temsil eden avukatlar bu meseleyi ATAD’a göndermeyi kabul etmeseydi, yani Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’na göndermeyi kabul etmeselerdi, onay vermeselerdi bu mesele Avrupa Toplulukları Adalet Divanına gitmeyecekti” diyorlar.

Soru: Gitmez miydi?

Tufan Erhürman: Bu önemli bir soru. Bunu çok net olarak söylemek istiyorum. Burayı net olarak söylemek istiyorum. Avrupa Topluluklarını kuran anlaşmakların 234. maddesi şunu söyler, herhangi bir üye ülkenin mahkemesi önündeki bir davada uygulanmakta olan AB hukuku normunun yorumlanmasına ihtiyaç duyarsa önündeki davayı durdurur ve bu yorumu yapması için meseleyi ATAD’a gönderir. Bu mahkemenin Re’sen’de kullanabileceği bir yetkidir bu yani kendiliğinden de kullanabileceği bir yetkidir, taraflardan birinin talebi üzerine de kullanabileceği bir yetkidir. Bir adım öteye gidiyorum şimdi yine 234. maddenin son fıkrası ise şöyle der, eğer yargılanmayı yapmakta olan ulusal mahkeme o ülkedeki son derece mahkemesiyse yani temyiz mahkemesi ya da istinaf mahkemesi ise o zaman taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme başvuruyu ATAD’a göndermek zorundadır.

Soru: Diyelim ki Aposdolides bu yönde bir talep ortaya koyarsa gider miydi?

Tufan Erhürman: Evet zaten koydu, niyeti oydu, 10. protokolü farklı yorumlatmak istiyordu. Bu davada İngiliz mahkemesi son derece mahkemesi olduğu için ki orada da Lordlar Kamarası falan diyorlar ama öyle değil, tüzüğün ekindeki mahkemelere dikkatle bakıldığı zaman görülecek ki Aposdolides isterse İngiliz İstinaf Mahkemesine, isterse Lordlar Kamarasına başvurabilirdi, ama Aposdolides İngiliz İstinaf mahkemesine başvurdu. Ve İngiliz İstinaf mahkemesine başvurduğunda artık istinaf mahkemesi bu meseleyi ATAD’a göndermek zorundaydı çünkü yorum konusu ortaya çıkmıştı. Yorum ATAD’ın yetkisidir. Ulusal mahkemeler Avrupa Birliği Hukukunu kendileri yorumlama yetkisine sahip değillerdir. Ama bir adım öteye gideceğim ve şunu net olarak söyleyeceğim çünkü bunu Sayın Cumhurbaşkanına bunu açıkça sordum, bunun basın önünde söylenmesinde bir sorun görüyor musunuz diye “Hayır artık görmüyorum” dedi. Onun için açık açık söyleyeceğim.

Soru. Yani bugüne kadar söylenmemiş bir şey mi söyleyecek siniz?

Tufan Erhürman. Evet, bugüne kadar söylenmemiş bir şey söyleyeceğim. Önce neden bugüne kadar söylenmediğini söyleyerek başlayacağım. Bugüne kadar söylenmemiş olmasının sebebi şudur, bugüne kadar Orams davasını Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafı Orams çifti ile Aposdolides arasında cereyan eden bir dava olarak dünyaya lanse etmek istedi. Neden olduğunu da söyleyeyim, biliyorsunuz bu güne kadar Zenides-Arestis davası açıldı, Louzidu davası açıldı, Mişalidu davası açıldı, Orams davası açıldı…Kıbrıs Türk tarafında yaşayan her Türk çok iyi bilmektedir ki bu davaların arkasında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, kilise ve Güney Kıbrıs Rum yönetiminin benzer kurumları da vardır. Ama bu davaların hiçbirinde Güney Kıbrıs Rum yönetimi çıkıp da “biz Zenides’in arkasındayız, biz Orams davasında Aposdolides’in arkasındayız” demedi. Neden demedi? Çünkü bunların özel hukuk davaları olarak ya da özel kişilerin davaları olarak görülmesini ve öyle algılanmasını istedi. Aynen burada da Orams aleyhine bir dava açıldığında aslında Cumhurbaşkanlığı bunun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı aleyhine açıldığını bildiği için Orams çiftinin arkasında durdu ve arkasında dururken de ya da avukatlarının seçilmesinde yardımcı olurken de çıkıp da “biz bu işin arkasındayız” demek gereği hissetmedi hatta dememek gereği hissetti ki yargılama sürecini etkilemesin. Ama yargılama süreci artık ATAD’ın önünde bitti. Şimdi söyleyeceğim şey daha önce söylenmemiş bir şeydir. O da şudur, bu mesele İngiliz 1. derece mahkemesinde lehimize sonuçlandıktan sonra, bildiğimiz gibi Orams ailesinin Cumhurbaşkanlığının isteğiyle avukatı olarak görevlendirilen kişi Tony Blair’in eşi Cherry Blair’dir. Bu bir süre de basından gizlendi daha sonra açıklandı. Ve Cherry Blair, Cumhurbaşkanlığı’nı arayarak ve kendi yardımcı avukatlarını buraya göndererek “Bu işin ATAD’a gönderilmesi iyi olur çünkü ATAD’a gönderilirse bu mesele istinafta, Kıbrıs Türk tarafı iyice rahatlar neden? Çünkü şimdi Orams’ı kazansak bile yarın başka bir takım davalar aracılığıyla yine meseleler başka ülkelere götürülecektir. Çünkü biliyorsunuz Orams’ı götürdükleri gibi mesela şu anda açılmış bir dava var, kamuoyunda ne kadar biliniyor bilmiyorum Viden davası. Viden diye bir kişiye karşı ayni davayı açtılar, Orams’a açılanın çok benzerini açtılar. Mesela kime karşı açabilirler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde taşınmaz malı olan bir Alman vatandaşı seçerler, giderler Güney Kıbrıs’ta onun aleyhinde ayni davayı açarlar, Güney Kıbrıs’ta tabi ki davayı kazanırlar. Almanya’ya giderek bu işi tescil ettirirler, ayni 44/2001 sayılı tüzüğü uygulatırlar ve bu meseleyi hayata geçirirler. Dolayısıyla Cherry Blair bize dedi ki “bu işi ATAD’a gönderelim, bu işi tam temizleyelim. Mademki 10. protokol böyle yorumladı, ATAD’da böyle yorumlayacaktır bu bitsin” dedi. Cumhurbaşkanı aynen şunu söyledi, “hayır ben ATAD’a güvenmiyorum, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’ndan bizim lehimize bir karar çıkacağını düşünmüyorum onun için ATAD’a gitmeyi biz önermeyelim.” Ama arkasından şu gerçekleşti ve bu konuda basında çok yanıltıcı açıklamalar, çok yanıltıcı iddialar gündeme gelmesine rağmen Cumhurbaşkanı demin sözünü ettiğim sebepten dolayı buna cevap vermedi. Şu gündeme geldi, mesele İngiliz İstinaf mahkemesi önünde görülürken hatta şu bile söylendi geçenlerde gazetelerde çıktı, Cherry Blair aslında ATAD’a gitmeyi istememiş hâlbuki benim dediğim gibi oldu olay, bu yüzden de Cherry Blair davadan alınmış da onun yerine başka bir avukat atanmış ki o başka bir avukat denilen kişi de Nicolas Green’dir. Ve Cherry Blair ATAD önünde yapılan duruşmada Orams tarafını iki kişi birden temsil etti, biri Cherry Blair’dir, diğeri Nicolas Green’dir. Neden Nicolas Green devreye girmiştir? Çünkü Nicolas Green Avrupa Toplulukları hukuku üzerine uzman olan bir kişidir ve Cherry Blair “benim uzmanlığım Avrupa Toplulukları hukuku değildir” dediği için kendisinin yanına ATAD’a giderken Avrupa Birliği hukuku uzmanı olarak Nicolas Green eklenmiştir ve Cherry Blair davadan çekilmemiştir. Duruşma zabıtlarına bakılırsa Cherry Blair çekilmemiştir.

Soru: ATAD’ta temsil etti mi?

Tufan Erhürman: Tabi ATAD’da Cherry Blair de Nicolas Green’de, ikisi de konuştu. Şimdi burada mesele nedir, Cherry Blair İngiliz İstinaf mahkemesi önünde dava görülürken, İngiliz İstinaf Mahkemesi yargıcının ki bugünkü Cumhurbaşkanının kendi yaptığı konuşmasında zabıttan okudu bunu, duruşmada yargıcın, “bu mesele Avrupa hukuku meselesidir ben bu işi ATAD’a göndereceğim çünkü bunu onun yorumlaması gerekir” dediği anda artık meselenin ATAD’a gönderileceği kesinleştiği için bizim tarafımızdaki avukatlardan Cherry Blair de gerçekten Cumhurbaşkanı’nı aradı ve “böyle bir şey var bu iş ATAD’a gidiyor ne diyorsunuz”  dedi. Cumhurbaşkanı da “soruların hazırlanması aşamasında sizin rolünüz nedir” diye sordu Cherry Blair’e çünkü ATAD’a giderken soruların hazırlanması aşaması var. Cherry Blair de “eğer mesele ATAD’a gönderilkecekse biz de buna karşı çıkmazsak soruların hazırlanması aşamasında bizim de katkımız olur. o zaman da soruları doğru dürüst sorma şansını elde ederiz” dedi ve bu nedenle Kıbrıs Türk tarafı zaten mahkeme konuyu ATAD’a göndermeye karar vermişken ki 234. maddeye göre de mahkeme bunu ATAD’a göndermeye karar verdi mi, kimse zaten buna karşı çıkamaz, bu mahkemenin yetkisidir. Kıbrıs Türk Tarafı da buna karşı çıkmadı, onay verdi değil karşı çıkmadı çünkü soruların hazırlanması sürecine katılmak istiyordu. Ve mesele bu şekilde ATAD’ın önüne gitti.

Soru: Meselenin ATAD’ın önüne gitmeme gibi bir lüksü yok muydu yani, Kıbrıs Türk Tarafı bunu engeleyemezmiydi?

Tufan Erhürman: Yoktu. Maddelerle söylüyorum bunu ve tabi bugüne kadar niye söylemedi diyecekse birileri de veya bugüne kadar niye Cumhurbaşkanı açıklamadı diyecekse birileri de tekrar söylüyorum çünkü Cumhurbaşkanı bugüne kadar aslında Cherry Blair’in, Nicolas Green’in bu davada Cumhurbaşkanlığı’nın katkılarıyla görev yaptığını da söylemedi. Ve söylememiş olmasının sebebi de bu davanın iki özel kişi arasındaki bir dava olarak hem Rum tarafınca, hem de Türk tarafınca gösterilmesiydi. Ki biliyorsunuz bugün hala Kıbrıs Rum tarafı Orams davasında Aposdolides’in arkasında devletin olduğunu ya da kiliseden bir takım paraların ödendiğini açıklamış değildir. Açıklamak da istemiyor çünkü bunu özel hukuk davası olarak gösteriyor. Sayın Hristofyas da\ Sayın Stefanu da, Sayın Kiprianu da çıkıp “biz ne yapabiliriz ki, işte özel kişiler davalar açıyorlar, bu mülkiyet hakkıdır mülkiyet hakkı kutsaldır” diyorlar. Ama devlet olarak arkasında olduğunu söylediğiniz anda pozisyonunuz değişiyor. Ama ne oldu, kötü bir şey oldu aslında, bunu da söylemek zorundayım. Cumhurbaşkanlığı, devleti bu işin arkasında göstermek istemediği için aslında birilerinin çok rahat eleştirilerine maruz kaldı. Ve bu eleştirilerin gerçeklik payı olmamasına rağmen bu eleştiriler halk tarafından da maalesef doğruymuş gibi kabul etti. O yüzden madde numaralarıyla söylüyorum hatta bir şey daha öneriyorum lütfen İngiliz İstinaf mahkemesinin tutanakları açıktır, tutanaklar alınsın bakılsın bakalım mahkeme kendisi bu meseleyi ATAD’a göndermeye karar verdi mi, vermedi mi? Ve Avrupa Hukukunu birazcık olsun bilen birileri de 234. maddeye baksın bakalım mahkeme bir meseleyi ATAD’ın önüne götürme ihtiyacı hissettiği anda taraflardan herhangi biri bunu engelleyebilir mi engelleyemez mi? Net olarak söylüyorum hiçbir şekilde engelleyemez, bu mahkemenin kendi yetkisidir. Çünkü yorum yetkisi ATAD’ın yetkisidir, başka da kimsenin değildir.

Soru: Gitti dediniz kararı almaya gelmeden önce biz o aşamada yeteri kadar savunduk mu? Öyle bir imkânımız var mıydı?

Tufan Erhürman: İmkânımız şöyle vardı, İngiliz mahkemelerinde İngiliz hukuk sistemi içerisinde en önemli ve açık söyleyeyim en pahalı avukatlardan biri olan Cherry Blair bizi savunmuşken, ATAD önündeki davada Cherry Blair’e ek olarak ve onun ekibine ek olarak, Avrupa Birliği Hukuku alanında ve İngiltere’deki sayılı uzmanlardan biri olan Nicolas Green de davaya katıldı. Şimdi bu insanlar yeterince savunma yaptılar mı, bu hukukçular yeterince biliyormuyu ben hukukçu olmama rağmen ve akademisyen olmama rağmen değerlendirme yetkisini kendimde görmem. Nasıl oluyor da hukukçu olmayan birileri Nicolas Green ve Cherry Blair’in hukukçuluğunu tartışma konusunda kendilerini bu kadar ehil görebiliyorlar bunu da anlamaktan acizim açıkçası. Ama ben kendi adıma bu savunmanın yeterli yapıldığının düşünüyorum. Savunmayı da gördüm, metinleri de gördüm, bu metinler üzerinde düşüncelerim de var. Ama sonuç itibariyle bu dava aleyhimize sonuçlandı.

Soru: Lobi yapmış olsaydık bu dava lehimize sonuçlanır mıydı?

Tufan Erhürman. Bir hukukçu olarak ben şunu anlayamıyorum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini de anlayamıyorum, politikacıların arasında da bunu dile getirenler var. Lobi ile mahkeme kararı değiştireceğini zanneden zihniyet hukuk devleti kavramıyla barışık bir zihniyet değildir. Lobi şunu sağlayabilir; siz hukuki görüşlerinizi lobi aracılığıyla insanlara daha kolay ulaştırmaya çalışabilirsiniz. Bunu anlarım ama lobi aracılığıyla birilerini yemeğe götürerek, kahvede buluşup bir şeyler anlatarak mahkeme kararlarının değiştirileceğini zanneden zihniyet, modernleşmiş bir zihniyet değil. Çünkü burada sözünü ettiniz mahkeme ATAD’dır. Diğer tarafta sözünü ettiğiniz mahkeme de Avrupa İnsan Hakları mahkemesidir buradaki yargıçlar Avrupa’nın en seçme yargıçlarıdır. En seçme hukukçularıdır. Bunların üzerinde öyle lobiyle mobiyle çok ciddi baskılar kuracağınızı ve bir şeyler yapacağınızı düşünürseniz çok ciddi yanılgı içerisinde olursunuz. Nedir burada lobinin önemi? Bunu tekrar vurgulayayım, lobinin şu anlamda önemi vardır, lobi aracılığıyla hukuki mütalaalarınızı daha kolay anlatacağınız mekanizmalara ulaşabilirsiniz. Dolayısıyla dediğim gibi böyle bir takım şark zihniyetiyle böyle otele götüreyim, yemek ısmarlayayım vs. anlamında lobiyle etkilenmesi mümkün değildir. Şimdi ATAD’ın bugüne kadar aldığı kararda bizim aleyhimize olan şey nedir? Temelde şudur.. Çok önemlidir, ATAD 10. protokolü az önce söylediğim gibi İngiliz ilk derece mahkemesinin yorumladığı biçimde yorumlamamıştır. Ne demiştir ATAD, şunu demiştir, 10. protokol şu anlama gelir, “Evet Avrupa Birliği Müktesebatı yani Avrupa Birliği mevzuatı Kuzey Kıbrıs’ta askıdadır çünkü Kuzey Kıbrıs “Kıbrıs Cumhuriyeti denilen yerin etkili kontrolü altında bulunan bir bölge değildir.” Bu da ne demektir, “AB mevzuatı Kuzey Kıbrıs’ta uygulanmayacaktır ve AB mevzuatı Kuzey Kıbrıs’ta uygulanmadığı için AB üyesi sayılan Güney Kıbrıs Rum yönetimi bir anlamda sorumlu tutulmayacaktır ama bu 10. protokol ve AB mevzuatının Kuzey Kıbrıs’ta askıda olması Güney Kıbrıs Rum yönetimi mahkemelerinin Kuzey Kıbrıs’taki taşınmaz mallarla ilgili olarak aldığı kararların da uygulanamayacağı ve AB mevzuatının bir parçası olan 44/2001 sayılı tüzük bağlamında tanınamayacağı ve temyiz edilemeyeceği anlamına gelmez” dedi. Özetleyecek olursak, bundan böyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde eski Rum malı olan taşınmazları şu anda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hukukuna göre mülkiyetinde bulunduran Kıbrıslı Türkler ve AB üyesi ülkelerin vatandaşı olanlar aleyhine eski mal sahipleri Güney Kıbrıs Rum Yönetimi mahkemelerinde dava açarlarsa ve bu davaları kazanırlarsa, bu davaları kazandıktan sonra bu kişilerin eğer hala AB üyesi bir ülkede para ya da mal varlığı varsa mesela şöyle özetleyeyim, bir Alman az önce söylediğim gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinden bir taşınmaz mal aldı, bir villa aldı bu Alman’ın ayni zamanda Almanya’da parası var ve orada da bir evi var. O zaman ne yapabilecek, artık o Alman’ın şu anda elinde bulundurduğu malın eski mal sahibi olan Rum Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Mahkemesinde gidecek dava açacak, orada davayı kazanacak. Dolayısıyla ne demiş olacak mahkeme Alman’a “sen orayı boşalt, mal sahibi Rum’a devret ve artık üstüne villa ev yaptıysan onu da yık” diyecek. Tabii Alman onu yapmayacak, o Rum Almanya’ya gidecek ve Almanya’da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Mahkemesi kararını Alman Mahkemelerine tanıtacak. Orada icraya koyduracak ve orada Almanın mal varlığı varsa ona bir şekilde el koydurmaya çalışacak. Ama bu peki böyle mi olacak, kesin midir bu? Hala ben yüzde yüz olduğu kanaatinde değilim. Nedenini söyleyeyim, hep şunu söylüyoruz, bugün ATAD’ın aldığı karar Orams davasını bitirmemiştir. Ne zaman bitecek Orams davası? Bu karadaki yorumları İngiliz İstinaf mahkemesi kullanacak ve İngiliz İstinaf mahkemesi Orams davasını bitirecek.

Soru: Bunun dışında bir karar verebilir mi İngiliz İstinaf Mahkemesi? Şu andaki hukuki zemine göre.

Tufan Erhürman: İngiliz İstinaf mahkemesinin bugün okursak ATAD’ın bugünkü kararını ben kendi adıma söylüyorum hala küçük bir açık nokta bulunduğunu, İngiliz İstinaf Mahkemesi’nin o açık noktadan içeriye sızabileceğini düşünüyorum. O açık nokta da şudur, ATAD bugünkü kararında şöyle dedi, ‘Public Policy’ diye bir şeyi vardır bu 44/2001 sayılı tüzüğün otuzdördüncü maddesinde ve 34. madde şöyle der örnek üzerinden konuşayım, ‘Eğer Güney Kıbrıs Yönetimi mahkemesinin verdiği kararın İngiltere’de tanınıp uygulanması İngiliz ‘Public Policy’sine aykırıysa, İngiliz Mahkemesi bu kararı tanımayı ve kendi ülkesinde icra ettirmeyi, temyiz etmeyi reddedebilir’ diye bir madde var. Bu 34. Maddeyi ATAD yorumladı ve dedi ki ‘Public Policy’e aykırılığın sınırlarını ben koyarım,’ bir tek durumda aykırılık olabilir o da şudur, eğer Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin kararının tanınması ve temyiz edilmesi İngiltere’de yürüklükte olan hukukun çok önemli bir ilkesine açıkça aykırılık teşkil ediyorsa o zaman İngiliz Mahkemesi bu kararı tanımayabilir ve İngiltere’de temyiz ettirmeyebilir. Bu Public Policy’le ilgili söylediği yoruma dikkatinizi çekiyorum, sadece İngiltere için değil bütün AB üyesi ülkelerin mahkemesi için de geçerlidir. Yani şunu demek istiyorum, Güney Kıbrıs Rum yönetimi Orams davasında bir karar vermiştir, Viden diye bir dava var onda da bir karar verecektir, az önce söylediğim gibi bir Alman’a karşı bir dava açılabilir, İtalyan’a açılabilir orada bir karar verir bütün bu kararların ilgili AB üyesi ülkelerde tanınabilmesi ve temyiz edilmesi için öncelikle 44/2001 sayılı tüzüğün 34. maddesindeki public policye aykırı olmaması lazım. Peki nedir public policy? O ülkelerdeki, üye ülkelerdeki dikkat edin Avrupa topluluğunun genelindeki değil üye ülkelerdeki yürürlükte olan hukukun önemli bir ilkesine açık bariz bir aykırılık demektir. Bu yorum ATAD yorumudur, bu yorumu ben yapmıyorum. Şimdi bu nedir? Önemli bir hukuk ilkesine açıkça aykırılık lafı esnek bir laftır. Yani bunun orasından burasından girebilirsiniz, hangi hukuk ilkesi olduğunu da söylemiyor açıkça aykırılığın ne olduğunu da söylemiyor. Bana kalırsa hala bir ihtimal, tabi bunu aman aman çok yüksek bir ihtimal yüzde yüz böyle olacak, yüzde elli böyle olacak demiyorum ama hala bir ihtimal şurada vardır; İngiliz İstinaf mahkemesi veya onun vereceği karar üzerinden, şu anda nasıl bir karar verdiğini henüz bilmediğmiz için onun üstünde Lordlar Kamarasına mesele gidecek mi gitmeyecek mi onu bilmiyoruz. Hala İngiliz İstinaf Mahkemesi dönüp diyebilir ki eğer biz de onu istinaf’ta dile getirirsek, ‘bu İngiliz ‘Public Policy’sine aykırıdır dolayısıyla ben bu kararın İngiltere’de tanınmasını ve temyizini uygun görmüyorum.’

Soru: Dediği zaman ne olur?

Tufan Erhürman: Bunu dediği zaman Orams davasında Güney Kıbrıs Rum mahkemesinin verdiği karar İngiltere’de tanınmamış ve temyiz edilmemiş olur. Orams’ın İngiltere’deki mal ve para varlıklarına el konulmamış olur.

Soru: Diğer AB ülkeleri için bu bağlayıcı mı?

Tufan Erhürman: İngiliz mahkemesinin bu kararı bağlayıcı olmaz, ATAD’ın kararı tüm AB üyesi ülkeler için bağlayıcıdır. Dolayısıyla tüm AB üyesi ülkelerdeki mahkemelere mesele gidecek olursa bu ‘Public Policy’i her ülke kendisi değerlendirir.

Soru: Şu anda Bir Almanla ilgili benzer bir davayı Güney Kıbrıs’ta gündeme getirmek suretiyle o ülkenin mahkemelerine taşımak suretiyle bu ATAD kararına atıf yapıp bunu uygulatmak isteyebilirler. Bu Fransa’da da İtalya’da da olabilir.

Tufan Erhürman: Tabi ki. Bütün AB üyesi ülkelerde bunu yapabilirler. Orada bir tek maalesef ATAD’ın bu kararından sonra tek açık kapı kalmıştır, o da ‘public policy’ kapısıdır. Bu ‘public policy’de neyse ki çok ucu bucağı belli olan bir kavram değildir. Dolayısıyla bu kavram aracılığıyla mesela aklıma geleni söylüyorum, bunun üzerine çok fazla çalışmadık henüz ama eşitlik üzerinden bir tartışma yürütülebilir çünkü biliyorsunuz ki ayni durumda olan Kıbrıslı Rumlar aleyhine bu tür davalar Güney Kıbrıs Rum Yönetimi mahkemelerinde açıldığında, mahkemeler bu davalarda vermesi gereken kararları vermiyor. Mesela şu konu çok önemli, ATAD’ın bu kararını ben en çok şu noktada eleştiriyor ve yanlış buluyorum, ATAD bu kararında bir noktayı ısrarla görmezden geldi. Ve bu noktayı ısrarla görmezden gelmesi bu kabul edilebilir bir hata değildir. O da şu, Kıbrıs’ta var olan durumun sanki İngiltere’deki George kalktı da Almanya’ya gitti, Almanya’daki Hans’ın arsasının üzerine ev yaptı.

Soru: Burada ki sorunu görmedi yani.

Tufan Erhürman: Burada Kıbrıs sorunu var mı? Burada iki ayrı hukuk düzeni var mı? Bunu tanısın anlamında söylemiyorum yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanısın anlamında söylemiyorum. Ama sonuç itibariyle şundan bahsediyorum, Orams çifti gelip de Aposdolides’e eskiden ait olan malın üzerine bir villa yapıp onun içine oturduysa, hırsız olduğu arsız olduğu için bunu yapmadı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hukuku kendisine böyle bir olanak tanıdığı ve kendisi de parasını vererek o hukukun tapusuna kayıt yaptırıp bu malı aldığı için yaptı. Dolayısıyla Orams çiftinin hatalı olarak göründüğü şey Kuzey Kıbrıs’ta yürürlükte olan ve polisiyle, askeriyle her şeyiyle uygulanmakta olan bir hukuka uygun davranmış olmaktır. Bu bir anomalidir.

Soru: Bu aşamada Orams çifti için de söyle bir kapı açılmıyor mu? Buradaki hukuk düzeninin kendisini yeterince korumadığı, ileriki aşamalarda mağdur olursa bunu dava etme hakkı olmaz mı?

Tufan Erhürman: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti idaresi Orams çiftine kendi eylem ya da işlemlerine belli bir zarar vermişse, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hukukuna göre gidip yüksek idare mahkemesine dava açıp Orams çifti zararını giderebilir. Bu yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti İdare Hukukunun temel ilkelerinden biridir, burada hiçbir sorun yoktur. Şunu söyleyemeye çalışıyorum ama yani ATAD’ın bu kararının açık kalan tek tarafı bu ‘public policy’ tarafıdır, o yüzden de ben henüz meselenin bitmiş olduğu kanaatinde değilim. İngiliz İstimlak Mahkemesi ve belki de onun alacağı kararı şu anda bilemediğim için belki de diyorum, onun alacağı karadaki unsurlardan hareketle belki de Lordlar kamarasına mesele gidebilir.

Soru: Ne kadar bir zaman alacak bu?

Tufan Erhürman: Zamanı kestirmek çok zor çünkü biliyorsunuz bu ATAD kararı için de minimum 4 ay maksimum 8 ay gibi bir süre öngörülüyordu, 4 ayı birkaç gün geçe açıklandı. Aslında çok hızlı açıklanmış bir karar, İngiliz İstinaf mahkemesinin çalışma sürelerini, adli tatili açıkçası ne biliyorum ne de öngörebiliyorum.

Soru: Orada bir savunma hakkımız var mı tekrar?

Tufan Erhürman: Tabi ki İngiliz İstinaf mahkemesi önünde tekrardan dosyalarımız çıkacak.

Soru: Bizi yine Cherry Blair ve ekibi mi savunacak?

Tufan Erhürman: Onu bilmiyorum yani Cumhurbaşkanının o konudaki tavrını şu anda bilmiyorum. Ama büyük bir ihtimalle bu tip davalarda değişim yapılmaz. Bu nedenle de ekibin çok fazla değişeceğini tahmin etmiyorum.

Soru: Bu arada sanıyorum Oramsların da AİHM’de süren bir davası yok mu?

Tufan Erhürman: O da şundandır, o da çok önemli. Oramslarla ilgili olarak az önce söylediğim gibi ilk derece mahkemesinde Orams ailesinin gıyabında karar verildi. Yani kendileri oraya gitmedi ve gitmedikleri halde savunmaları alınmadığı halde karar verildi. Artı, biliyorsunuz biz hep bunu dile getiriyoruz ama maalesef ATAD bunu dikkate almadı ve İngiliz Mahkemelerinde de gündeme gelmedi, şöyle kritik bir durum var ortada; Orams ailesinin taşınmaz mala ilişkin bu davası aslında normal şartlarda gerek 1960 Anayasası’na göre gerekse şu anda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yürüklükte olan hukuka göre aslında Lefkoşa mahkemesinde görülmesi gereken bir dava değildi. Bu dava aslında esas itibariye bugün Girne’de bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti mahkemesinde görülmesi gereken bir davaydı. Çünkü biliyorsunuz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde bugüne kadarki kararlarında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tanınmamaktadır, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir alt idaresi gibi görünmektedir ama Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin mahkemeleri güçlü bir iç hukuk yolu olarak kabul edilmektedir. Bu mahkeme kararlarında var. Dolayısıyla Girne mahkemesi dururken mesele gidip Lefkoşa mahkemesinde, Rumların mahkemesinde Rum hukukunun uygulandığı ve Rum yargıçların önünde görüldü. Dolayısıyla burada neyi iddia ediyor az önce söylediğiniz davada AİHM nezdinde açtığı davada Orams ailesi şunu iddia ediyor, Rum mahkemelerinde yapılan bu yargılama yansız bir yargılama değildir, mahkeme tarafsız değildir çünkü iki ayrı hukuk varken sadece bir hukuka ve bu tarafta yürürlükte olmayan bir hukuka göre yargılama yapmıştır ve artık bu yargılamayı yaparken ilk derece mahkemesinde gıyapta karar vermiştir. Celpnameyi aslında tarafın, Orams ailesinin bilmediği bir dilde tebliğ etmiştir çünkü Rumca tebligat yapılmıştır. Bütün bunlar adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindedir. O nedenle Orams ailesi AİHM’nde bu dava süreci içerisinde adilen yargılanma haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle ayrı bir dava açtı, o dava da devam ediyor.

Soru: Bu davanın sonucu diğer davayı etkileyebilir mi?

Tufan Erhürman: O davanın sonucu bunu etkilemez çünkü o dava tamamen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından ihlal edildi mi edilmedi mi o meseleyle ilgilidir.

Soru: Bu konuda lobi yapılıp yapılmaması bir şey değiştirmezdi diyorsunuz.

Tufan Erhürman: Bu konuda ben lobiyi ikiye ayırıyorum, bir hukuki mütalaaların daha iyi anlatılması olarak yolu olarak görülüyorsa bu tabi ki yapılmalıdır. Yani gazetelerde beyanatlar falandır bunlar ve şunu da söyleyeyim ve Cumhurbaşkanının Avrupa’nın çok önemli gazetelerinde bu anlamında çıkmış Kıbrıs’taki mülkiyet sorununa ve Orams davasına ilişkin röportajları vardır, bu anlamda bir lobi yapıldı. Ama onun dışındaki anlamda benim hukuki görmediğim anlamında bir süreçten bahsediliyorsa yapılıp yapılmadığını bilmiyorum, böyle şeylerle ilgilenmiyorum. Bir hukukçu olarak bunun yargıçlar üzerinde etkili olacağını düşünmüyorum.

Soru: ATAD’da gündeme gelen sorularla ilgili bir sorun var mı?

Tufan Erhürman: Buradan çağrı yapıyorum, birisi çıksın desin ki mesela ‘şu soru sorulsaydı ATAD’a onun karşılığında gelecek olan cevap çok daha lehinize olurdu’ derse biri o zaman hukuki ve makul bir tartışma yürütebiliriz. Çünkü beş tane soru soruldu. Birisi çıkar derse ki ‘Şu soruları sordu sizin avukatlar ama bu soruları sorsaydı o zaman ATAD diyecekti ki hayır 10. protokol böyle yorumlanmaz.’ Ama şunu da bilmesi gerekir herkesin, ATAD evet sorulara cevap veriyor ama sorulara cevap verirken madde yorumu yapıyor. 10. protokolü yorumluyor yani siz soruyu öyle değil de böyle sorduğunuz zaman mahkemenin 10. protokole ilişkin yorumu değişmez. Siz soru yoluyla yorumu değiştiremezsiniz. Dolayısıyla bazı durumlarda soruyu nasıl soracağınız önemlidir ama burada esas bizimle ilgili en önemli nokta 10. protokolün yorumudur. Ve mahkeme 10. protokolü yorumlarken çok net olarak şunu söylemiştir, 10. protokol Güney Kıbrıs Rum Yönetimi mahkemelerinin Kuzey Kıbrıs’taki taşınmaz mallarla ilgili olarak aldığı kararların AB üyesi ülkelerde tanınması ve temyizine engel olan bir protokol değildir. Şimdi soruyu başka sorduğunuzda ‘yok buna engel olur cevabı mı verecek?’

Soru: Bundan sonra İngiliz Mahkemesinde ortaya çıkabilecek iki senaryoyu koyalım diyelim ki itirazları dikkate almadı ne olacak?

Tufan Erhürman: Dikkate almadı demek Orams davasında Güney Kıbrıs Rum yönetimi mahkemesinin verdiği kararı İngiltere’de tanıyacak temyiz edecek demektir yani Oramsların İngiltere’deki mal varlığına ve para varlığına o dava sonucunda ki tazminatın karşılanabileceği kadar el konulabilir, yapılabilecek olan budur. Ama şu yapılamaz, esas kararın esas unsuru olan malın Aposdolides’e devredilmesi ve villanın yıkılması meselesinin Kuzey Kıbrıs’ta icra edilmesi mümkün değildir çünkü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti idaresi Orams ailesi bunu istese de bunu ona yaptırmayacaktır Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hukukuna göre. Dolayısıyla Orams ailesi ‘ben bu kararı icra etmek istiyorum ama icra edemiyorum’ dese de buna karşın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti idaresi ‘bu bir kamu hukuku meselesidir çünkü bu benim hukukuma göre bu mümkün değildir’ deme yetkisine haizdir, o nedenle bu zaten burada icra edilemeyecek.

Şu anda Güney Kıbrıs Rum yönetimi en çok mutlu edecek şey nedir diye bana sorarsanız, en çok mutlu edecek şey Kuzey Kıbrıs’ta ciddi bir panik havası yaşanmasıdır. Bu ciddi panik havasının ekonomiye, özellikle inşaat sektörüne çok ciddi bir zarar vermesi, insanların gerçek anlamda bir panik havası yaratması ve Sayın Talat’ı masadan kalkmaya ikna etmesi çünkü o zaman onlar rahatlayacak çünkü o zaman oyunu bozan Sayın Talat olacak veya Sayın Talat masada olmasına rağmen ‘bu işi çözmem lazım bak çok büyük panik var dolayısıyla daha fazla ödün vereyim bu iş bir an önce bitip gitsin’ havasına girmesidir. Dolayısıyla şu anda bu tarafta doğacak olan bir panik ki bence yersizdir. Çünkü hepimiz biliyoruz ki bakın ilk Louzidu davasının açıldığı tarih 1980’lerdir. Louzidu davası 1980’lerde açıldı ve 2009’dayız AİHM önünde bin dört yüz dava var bekleyen. Peki 1980’lerde Louzidu davası açıldı, 1995’te ilk olarak bu tip davaların kazanılabileceği ortaya çıktı neden peki 1980’lerden 2010’a geliyoruz, üzerinden otuz sene geçti hala bin dört yüz dava açıldı? Yani bunun göstergesi değil midir? Yani Orams davası çıktı diye daha kaç tane benzeri dava açılabileceğini, DAÜ’nün arazisine ilişkin dava açılabileceğini varsayın ki Güney Kıbrıs Rum yönetimi mahkemelerinde DAÜ davayı kaybetti ne yapacak? Gidip İngiltere’ye orada DAÜ’nün mal varlığını, para varlığını bulacak ve mal varlığına para varlığına el koymak için temyize başvuracak. Burada aslında herkesin şunun farkına varması lazım bu davalar özel hukuk davaları gibi görünmekle birlikte siyasi amaçlı davalardır, siyasi ses getirme amaçlı davalardır. Sayın Kandulas’ın kendi ağzından ben duymadım ama ‘biz bu davaları çözüm sürecinde Türk tarafının elini zayıflatmak için açıyoruz’ lafını duyan insanlar var. Dolayısıyla bu davaların amacı budur. Bu davalar aracılığıyla insanlar çok da fazla bir şey elde etmezler çünkü çok ciddi para harcıyorsunuz bu davalarda. Yani Aposdolides kendi cebinden ödeseydi siz inanıyor musunuz ki Orams’ın İngiltere’deki bir tane evine üç kuruşluk parasına el koymakla bütün bu parayı çıkarabilecektir? Hiçbir şekilde çıkaramaz dolayısıyla bunun astarı yüzünden pahalıdır. Burada şunun farkına varmamız lazım Kıbrıs Türk tarafı olarak, bu davalar siyasi içerikli davalardır ve panik yaratma amaçlı davalardır. Müzakere masasında Cumhurbaşkanının elini zayıflatma amaçlı davalardır, tabi birileri politik amaçlarından hareketle fırsat bu fırsat cumhurbaşkanını masadan kaldıralım havasına girebilir, politik tercihlere ben karışamam ama bu o değildir.

 

   595 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

© 2009 ORTAM GAZETESİ - Version 2.2 | ¤° o O
Tüm Hakları Saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Ortam Gazetesi Türk Ajansı Kıbrıs (TAK) Abonesidir
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır.
Ortam Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dýþarýya link Last Digital