Gerçekten son bir haftadır yaşanan sel felakati, ne umuda dair bir iz bıraktı, ne geleceğe, ne siyasete ve de güvene dair... Umutlarımı yitirdiğim gün çok ağır bir yazı yazmıştım, gazate köşem için değil, kendim ve dostlarım için orada yazdıklarım hala aynen geçerli... Bu selin bize öğreteceği tek şey var diye düşünüyorum, bir çok şeyimizin olmadığı ve olduğunu zannettiğimiz bir çok şeyin aslında bizim kurguladığımız ve gerçekte nesnel olmayan hatta hayal ürünü bile sayılabilecek olgular olduğudur. Bir ülkede erdemli insanların sayısının azlığı aslında o ülkenin geleceğine dair de oldukça ipucu veren bir olgu. Bu felaket maalesef ülkede erdemli insan sayısının toplumun geleceğine ilişkin olumlu yansımları olacağını söyleyemeyiz... Erdemli insanların ülkenin geleceğine olan katkıları da maalesef erdemsizler kadar etkili de olmaddığı için onlar da köşelerinde mutlu hareket etmeyi bıraksınlar, çünkü en az erdemsizler kadar ülkenin geldiği durumda pay sahibi oldukları aşikardır. Yani kafası olan, iyi insanlar sadece kötüleri eleştirerek bu düzene katkı sağladıklarını düşünüyorrlasa, evet sadece bu mevcut düzene katkı sağlıyorlar... Bize bir bilge gerek. Hani herkesin rüyasına girmesi gerek o ak sakallı dedenin galiba. Fısıldaması gerek, “uyan ey fani, uyan ve biraz insanlık için çabala, çalış..., avantacılığı bırak, ekmek paranı hak et, bırak bu gelip geçici zevkleri, kendini biraz da buraları yaşanabilir kılmaya da, bırak yalanı kendini doğruya ada ve bırak şu orta oyununu kendini gerçeğe ada”. Başımıza ne gelirse gelsin ders almıyoruz, alımış gibi yapıp günü kurtaramaya çalışıyoruz, ders alacaız deyip, zaman geçiriyoruz, henüz hiçbirşey yokken herşeyimiz varmış gibi davranıyoruz ve olmayan şeyler üzerinden propoganda yapıyoruz. Mesela hastanemiz varmış gibi yapıyoruz ama hastanemiz filan olmadığını anlıyoruz...Zor zamanların en güç yıkılan yerinin en hassas karnımız olduğunu anlıyoruz. Yani aslında yok olan birşeyin devamlı olumlu propogandasını yapıyoruz... Yollarımız var diye övünüyoruz, ama bütün yollarımızın eminim ki en hassas bir depremde çökme tehlikesi var, suyla aşınan ve çöken yol depreme neden dayanıklı olsun? Suyumuz var zannediyoruz ama aslında su zannettiğimiz içerisinde yüksek oranda tuz olan içilmesi mümkün olmayan bir sıvı o... Arabalarımız var zannediyoruz ama, bizim mi bilemiyoruz...Hani nasıl kazanılıp alındığı belli olmayan... Villalarımız var anlı şanlı, onun da yerinin sahibi genelde biz değil! İşimiz var zannediyoruz, güvencesimiz olup olmadığına aldırmadan... Dindar değiliz zannediyoruz, ta ki ölüm yaklaşana kadar... Burada barış var zannediyoruz, barış anlaşması olmadan... Huzur var zannediyoruz, suç oranlarına bakmadan... Çevre var zannediyoruz.. doğaya tepeden bakmadan... Bize bişey olmaz zannediyoruz, kanserden ölen insan sayısına bakmadan... İyi araba kullanıyoruz zannediyoruz, tarfikteki ölüm oranlarını sallamadan... Devletimiz var zannediyoruz, başka devletlere bakmadan... Özgürüz zannediyoruz, etrafımızdaki sınırlara aldırmadan... Demokrasimiz var zannediyoruz, limitlerini zorlamada... İyi insanlarız zannediyoruz, hiç aynaya bakmadan...
|