Büyük orkestraları izlerken, gözüm hep şeftedir. Onlarca enstrumanı ve müzisyeni büyük bir maharetle ve eşgüdüm içerisinde yönetirken, orkestradan yükselen nağmeler, izleyenleri başka dünyalara götürmekte günlük sıkıntılar uçup gitmektedir.
Bu haftaki yazıda, sağlığı bir parça irdelemek ve bir oskestra şefi maharetiyle sağlık konularının yönetilip, yönetilemeyeceği konusunda görüşlerimi ortaya koymak istiyorum.
Sağlık her bireyi yakından ilgilendiren bir konu. olup, “sağlıklı yaşama hakkı” en temel insan haklarından birisidir. Bireylerin sağlıklı olmalarını ve bunları idame ettirmelerini sağlamak devletin en temel görevlerinden birisidir ve anayasa ile güvence altına alınmıştır.
Bu çerçevede devletler, başta “koruyucu sağlık hizmetleri” ve “tedavi hizmetleri” ana başlıkları altında, sağlık konularını düzene koyma ve kamu ile özel sektördeki sağlık hizmetlerini de bir orkestra şefi becerisi ile harmanlayarak, en güvenilir ve kolay ulaşılabilir bir şekilde, vatandaşlarına sunmakla yükümlüdür.
“Sağlıklı yaşama hakkını” sağlamak amacı ile Sağlık Bakanlığı’nın, vatandaşlarını koruması ve bunu sistematik bir düzen içinde yapması gerekmektedir. Unutulmaması gereken önemli bir konu ise, insanlara sağlıklı yaşam olanakları sunmak, hem çok daha ucuza mal olacak, hem de önemli bir sosyo-ekonomik getirisi olacaktır. Örneğin sigara içilmesi ile mücadele ederek insanlar akciğer, larenks kanseri ile kalp ve damar hastalıklarından korunacaktır.
Nitekim BM’nin de benimsediği Alma Ata Bildirgesi ile, koruyucu sağlık hizmetlerinin önemi vurgulanmakta ve ülkelerin Sağlık Bakanlık’larının bütçelerini bu yönde artırmaları önerilmektedir.
Ülkemizde, kamuya ait toplam bin yatak kapasitesinde dört devlet hastanesinin yanında, dördü Lefkoşa’da, üçü Mağusa’da, ikisi Girnede olmak üzere büyüklü küçüklü dokuz özel hastane mevcuttur. Bu hastanelerin sundukları hizmetler üç aşağı beş yukarı birbirine paralel olup, daha ziyade konvansiyonel tedavi hizmetlerini kapsamaktadırlar . Acil, yoğun bakım, kalp- damar, kanser, diyabet, sinir ruh ve talasemili hastaları gibi çok önemli gruplar, Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi çatısı altında tedavi görmektedirler.
Birinci Basamağa ait ne yazık ki çok eskilerden kalan anlayışla hizmet sunan sağlık ocaklarının dışında, etkin 1. basamak “ Aile Sağlığı Merkezleri” mevcut değildir..
Hastalar bu kadar hastane ve milyonlaca dolarlık alet ve fiziki alt yapıya karşın, yine birinci basamak hizmetleri de dahil birçok tıbbi ihtiyaç için, devlet hastanelerindeki kuyruklarda çile çekmekte, ciddi durumlarda ya Türkiye’deki, ya da Güney Kıbrıs’taki hastanelerde dertlerine çare aramaktadırlar.
Sağlık finansmanı: Mevcut yapı içerisinde bütçeden sağlığa ayrılan pay ne yazık ki sistemi döndürecek düzeyde değildir. Nufusun artması, modern tıp teknolojilerinde maliyetlerin yüksek oluşu nedeni ile sağlığı finanase edebilmek ve kişi başına düşen sağlık harcamalarını yeterli düzeye çıkarabilmek için, genel sağlık sigortasının da hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Sağlık Enformasyon Sistemleri: Sağlık bilgilerinin, kurulacak “Ulusal Sağlık Enformasyon Sistemi” aracılığı ile tüm sağlık kuruluşları arasında paylaşılabilmesi, hastaların konsültasyonu, daha önce yapılan işlemlerin tekrarlanmaması, ilaç tasarrufu açısından son derecede önemlidir. Günümüz bilişim teknolojileri buna olanak sağlamaktadır. Bu konularda da Sağlık Bakanlığı’nın girişimlerde bulunarak, bunu sağlaması son derecede önemlidir.
İlaç yönetimi: Bu alanda da halen ciddi eksiklikler mevcuttur. Ülkemizde kişi başına düşen ilaç harcamaları oldukça yüksek olup, önemli oranda israf yaşanmaktadır. Belirli listedeki sedatif ilaçlar haricinde, her tür ilacın doktor kontrolu dışında reçetesiz satışı ve kullanımı sürmektedir. Ne yazık ki bu alanda da, ciddi bir denetim ve mevzuat eksikliği mevcuttur.
İnsan iş gücü: Çağımızın önemli hastalıklarından ve herkesin korkulu rüyası olan kanserin erken tanısı ve tedavisi konularında, halen tam anlamı ile oluşturulmuş bir “onkoloji birimi” ve ekip çalışması mevcut değildir. Bu alandaki çalışmalar yıllardan beri yurt dışından getirtilen onkoloji uzmanları arcılığı ile bölük pörçük bir şekilde sürdürülmektedir. Halen kendi bünyemizde devamlı hizmet verebilecek onkoloji uzmanları bir türlü yetiştirilememiştir. 21.yüzyılın başlarından beri pandemiler şeklinde dünyayı tehdit eden viral hastalıklar başta olmak üzere, enfeksiyon hastalıkları ile mücadele edebilecek bir “enfeksiyon birimi”, tam anlamı ile oluşturulamamıştır..Buna karşın belirli alanlarda ihtiyacın üstünde uzman mevcut olup, bunlar atıl kapasite oluşturmaktadır. Birer paragrafta sadece ana başlıklar halınde çok kısa olarak değinmeye çalıştığım konularda Sağlık Bakanlığı’nın ipleri ele alarak, bir orkestra şefi mahareti ile konuları sinerjik bir şekilde harmoni ederek, yönetebilmesi gerekmektedir. Orkestrayı yönetirken de, tabii ki usul ve notalara ihtiyaç olacaktır..
Son birkaç dönemde görev yapan ve “sağlıkta reform” yapmayı kendilerine amaç edinmiş Sağlık Bakanları, 2000 yılında sağlık alanındaki sorunlara kapsamlı bir şekilde cevap bulma niteliğinde olan “Sağlık Master Planını” bir kenara iterek, sadece kamuda çalışan doktorların özlük hakları ve çalışma saatlerini içine alan yasa çalışmaları ile uğraşmışlardır..
Bu gün için gelinen noktada, Sağlıkta, hangi modelinin benimsendiği, kamu ile ozel hastanelerin aralarında nasıl bir görev bölümü yapacakları, koruyucu sağlık hizmetlerinin nasıl organize edileceği, sağlık finansmanının nasıl düzene konacağı, ilaç yönetiminin nasıl yapılacağı, geleceğe yönelik insan iş gücü planlamasının nasıl yapılacağı, kurumlar arasındaki sağlık bilgilerinin nasıl paylaşılalacağına dair, yetkililerden herhangi bir açıklama yapılmış değildir Senfonin, halen ne nuansı belirlenmiş, ne de notaları yazılmıştır..
|