Ülkemizde merkezi yönetim ile yerel yönetimlerin politikasızlığı ve olanlara göz yumması nedeniyle sel baskınına uğrayacağımızı uzun zamandan beri dillendirenlerden biri idim. Yazı arşivimi karıştırdığımda, bu konuda 1995 yılında yazılmış yazım olduğunu saptadım. 2006 Haziran dönemindeki Fotoğraf sergisi ve Panel bu çabanın önemli bir bölümüydü. Aslında felaket göstere göstere ve geliyorum diye diye geldi. Sel arifesinde yaptığım uyarıları Sel Raporu’nun bir parçası haline getirmem gerektiğini düşünüyorum. 22 Ocak 2010 tarihinde Yenidüzen’de Didem Menteş’in “Gönyeli Barajı’nda taşma tehlikesi yok!” başlıklı haberine, dere yatağının temizliğinin işe yarar bir önlem olmasına rağmen, küresel iklim değişiklikleri nedeniyle ağır kış koşulları yaşandığı ve göletin kapasitesinin üzerinde su alarak taşması veya yıkılması tehlikesine odaklanılması gerektiği yorumunu yazdım. Bunu Sel Raporu içerisinde kayda geçiriyorum. 25 Ocak 2010 tarihli Ortam’da manşet haber ve kendi köşemde yer alan “Ulusal Güvenlik sorunu” “Baskının Anatomisi” ve 8 Şubat 2010 tarihli “Tarih tekerrürden ibarettir” başlıklı yazılarımı bu nedenle bir kez daha yayınlayarak olayın bilinç altımızda kaybolmasına itirazımı yükseltiyorum. Gelecek yazım sel baskınında yaşananları derleyerek hafıza zaafına karşı durmayı sürdüreceğim.
25 Ocak 2010, Ortam-Selden 34 gün önce
Yapılan eleştirileri dikkate alarak sorunları analiz edip önlem almakta yetersiz kalan, toplumsal hafıza zaafı olan bir toplumuz ne yazık ki... Yaşananlardan ve eleştirilerden ders çıkarılarak neden önlem alınmaz? 2006 yılı nisan mayıs aylarında Kanlı Dere’nin bütün kollarının 1210 adet fotoğrafını çektim. BDH Genel Başkanı Sn. Mustafa Akıncı’nın konuşmasıyla açılan, benim ve belediye başkan adayımız Sn. Ünal Akifler’in konuşmacı olduğu “Lefkoşa neden kokuyor?” konulu panelde, muhtelif nedenlerle dere yataklarına yapılan müdahalelerin sel felaketine de yol açacağına vurgu yaparak önlem alınmasını talep ettik. Fotoğraf sergimiz YDÜ’de bir hafta süreyle sergilendi. Biz söyledik, biz dinledik; çünkü biz bizeydik. Yetkililer etkinliğimize katılma gereği bile duymamışlardı... Yanlış politika yürüdü gitti! 18-19 Ocak 2010 tarihlerinde Güzelyurt ve Bostancı’da yaşanan sel felaketi ülkemizin tarihinde bir ilk değildi, son da olmayacaktır. Halen yaşadığımız bölgede kaydedilmiş bazı olayları aktarmakta yarar vardır: 24 Aralık 1949... Su baskını... Denizde tayfun... Dün Afanya’da (Gaziköy) on ceset daha bulundu. Toplam ölü sayısı on yediye baliğ oldu... 9 Ocak 1953... Eksomodoş’ta (Düzova) su baskını... 1 Ocak 1960... Ada’nın her tarafında şiddetli yağmurlar oldu. Gecenin geç saatlerinde başlayan gök gürültüleri büyük heyecan yarattı. Ortaköy’de evleri sular bastı. Türkler Rumlar’ın, Rumlar da Türkler’in yardımına koştu... 6 Ocak 1960... Şiddetli yağmur... Ortaköy’de yirmiden çok ev sular altında kaldı... 10 Mayıs 1963... Lefkoşa’da şiddetli yağmurlar. Mahsur kalanlar sandallarla kurtarıldılar... 25 Ekim 1967... Şiddetli yağmur nedeniyle Gönyeli Ortaköy yolu iki saat kapatıldı. Ortaköy ovaları dört beş ayak su ile doldu. Marmara ve Gelibolu’da mahsur kalan soydaşlarımızın kurtarılması için BM’den helikopter istendi... (Halkın Sesi Gazetesi’nden). Eskiden bu tür haberler gazetelerimizde daha sık görülürdü. 1970 sonrasını bölgede yaşadığımdan hatırlayabiliyorum. 1970 yılında askerlik hizmeti için Yıldırım Bölüğü’ne geldiğimde, oradaki arkadaşlarım 1968 yılında bölüğün helikopterle tahliyesini anlatıyorlardı. Yakın zaman öncesinde, bizzat görev aldığım; Kırıkkale-Erdemli-Yiğitler-Vadili (1996 Eylül) ve Cihangir-Düzova- Beyköy (1997 Haziran) ve bunlardan birkaç yıl önce Lefkoşa Devlet Hastanesinin zemin katlarını sel sularının bastığı olayları hatırlıyorum. Hafızam beni yanıltmıyorsa 1956 yılında da, yine Afanya’da defterime kaydetmeyi unuttuğum, yedi kişinin öldüğü bir sel baskını daha vardır. Bunlar kuşkusuz yaşananların bazılarıdır. Kanlı Dere’nin neden kanlı dere olduğunu bilen var mıdır? Bu derenin kolları olan Asi Dere ve Öksüz Deresi neyi çağrıştırır? Rumlar Trodos Dağları’nın ülkemizin su yolları üzerinde barajlar yapıp sel sularını tutabildiklerince tutuyorlarsa, bu bizim ülkemizdeki dere yataklarına, yürürlükteki dere yataklarını koruma konusundaki mevzuat dikkate alınmadan inşaat yapılmasına mantık zemini sağlar mı? Orta yerde ulusal güvenliğimizi ilgilendiren, asker sivil binlerce insanımızın ölümüne yol açabilecek potansiyel bir tehlike söz konusudur. Küresel iklim değişiklikleri nedeniyle konu edilen barajların yıkılmasını, taşmasını veya kapaklarının açılmasını sağlayacak gelişmeler yaşanabilir. NTV Televizyonunun, Güzelyurt’taki sel felaketinin bir gün öncesinde, KKTC’de sel baskını uyarısı yaptığını ben duydum da yöneticilerimiz duymadı mı? Bu uyarıya rağmen ülkemizde sel baskını iyi yönetilememiştir. Konu bir ulusal güvenlik sorunu olduğundan; yaşanması olası en kötü senaryoya, bu güne kadar yaşanan en kötü senaryoya, her yıl yaşanması kaçınılmaz senaryoya göre aşamalandırılarak önlemler gözden geçirilmelidir.
********************************************************************************
Gönyeli Barajı’nda taşma tehlikesi yok 22/01/2010-YENİDÜZEN
SEL FELAKETİNİN ARDINDAN GÖZLER DERE YATAKLARINA VE GÖLETLERE ÇEVRİLDİ...
• Yaşanan bu felaketin ardından gözler yeniden Gönyeli Barajı’na çevrildi. Ülkenin en büyük göletlerinden olan baraj için gerekli önlemleri alan Gönyeli Belediyesi, dere yataklarını iyice temizlemiş ve gerekli kontrolleri yapmış durumda... Barajın da doluluk oranı sel taşkınlarına sebep veremeyecek kadar düşük...Barajın üçte ikisi dolu...
•Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli, konuyla ilgili YENİDÜZEN’e yaptığı açıklamada, Gönyeli Barajı’nın oldukça geniş kapasiteye sahip olduğunu ve kent sınırları içerisinde risk yaratacak durumların kontrol altına alındığını dile getirdi. Yorumlar:
Gönyeli Barajı çıkışından sonraki Öksüz Dere boyunca Gönyeli içerisindeki dere yataklarının Gönyeli içerisindeki bölümünün Gönyeli Belediyesi tarafından temizlenmiş olması Gönyeli için korkulan bir sel baskını riskini ne ölçüde azaltır? Kuşkusuz dere yatağından taşmaların yaratacağı sel riskine karşılık bu bir önlemdir ve işe yarayacaktır. Bana göre Gönyeli için esas büyük tehlikeyi düşünüp ona yönelik çalışmalar yapılmalıdır. 2006 yılında Gönyeli Göleti''nin de fotoğraflarını çekmiştim. Gölet yıldan yıla sel sularının taşıdığı alüvyonlar nedeniyle dolmakta, içerisinde gelişen kamış, sazlıklar ve atılan çöpler nedeniyle su taşıma hacmi sürekli küçülmektedir. Küresel iklim değişiklikleri nedeniyle beklenmedik ağır yağışlar yaşanmaktadır. Barajın taşıma kapasitesinin üzerinde su alarak taşması veya yıkılması nedeniyle oluşabilecek bir potansiyel sel felaketi göz ardı edilmemelidir. Çalışmalar yaz aylarında göletin temizliğine ve inşaat kontroluna programlanmalıdır.
Mehmet Barışsever
********************************************************************************
25 Ocak 2010, Ortam-Selden 34 gün önce (ORTAM Gazetesi yazarı Mehmet Barışsever)
Güzelyurt’taki sel felaketinin bir gün öncesinde, NTV televizyonun KKTC’de sel baskını uyarısına rağmen hiçbir önlem almayan hükümeti ve belediyeleri bu kez Lefkoşa için uyarıyoruz.
Birçok kez yapılan uyarılara karşın, dere yataklarının önünün kapatılması, çarpık yapılaşma, alt yapı yetersizliği, akarsu yataklarının temizlenmemesi ve yöneticilerin sorumsuzluğu nedeni ile Güzelyurt ve Bostancı’da yaşanan sel felaketi, benzer tehlikelerle karşı karşıya bulunan Lefkoşa’da ve diğer yerleşim yerlerinde de huzursuzluk yarattı. Sel baskınlarının ve doğal afetin zararlarını ciddiye almayan sorumsuz yöneticilere ve çevreyi tahrip edenlere, Kıbrıs’ta geçmiş tarihlerde meydana gelen doğal afetlerden bazı hatırlatmalar yapmakta da yarar gördük.
********************************************************************************
25 Ocak 2010 - Ortam Selden 34 gün önce
Baskının anatomisi
Bu gün biraz daha somut veriler ortaya koyarak yapılan yanlışı gözler önüne sereceğim. Her yıl olduğu gibi, bu yıl da Güzelyurt Bölgesi’ndeki sel felaketine denk gelen, Lefkoşa Sanayi Bölgesi’ndeki iş yerleri ve Metropol yolu üzerindeki konutları sel sularının basması yaşanan olağan üstü koşulların sonucu değildir. Her yıl tekrarlanan bu kaçınılmaz sel baskınları yüzünden, sigorta şirketlerinin sigortalamayı reddetmesi nedeniyle bölgedeki Japan Trading isimli oto galerisi kapanmıştır. Yıllardır yanında istihdam ettiği insanlarımıza ekmek kapısı olan Doktoroğlu konfeksiyon işletmesi de kepenk indirmek üzere olup satışa çıkarılmıştır! Hiçbir şeyden habersiz evinde oturmakta olan Metropol yolu üzerindeki konutlarda yaşamakta olan insanlarımızın can güvenliği tehlikeye atılmıştır. Ortada duran ihmalin, umursamazlığın ve rezilliğin anlatımını görsel bir kompozisyon olarak bilginize sunuyorum. 2006 Nisan Mayıs aylarında çektiğim fotoğrafları, 23 Ocak 2010 günü çektiğim fotoğraflarla destekledim. Her şey o kadar aşikardır ki; yoruma gerek yoktur. 2006’da “Fırsat ve Tehdit” olarak nitelediğim Kanlı Dere’nin sularının sunduğu ne fırsatı anlayabildi ilgililerimiz, ne de tehditi... Bize düşen görev konuyu anlatıncaya kadar uğraşmaktır. Burada sunulan haritayı, 12 Haziran 2006’da YDÜ’de yapılan panelde kullanmıştım. Yerimizin darlığı nedeniyle; Karagölek Deresi’ndeki görsel kompozisyona, sınırlı sayıda birkaç fotoğraf ekleyerek okuyanları düşünmeye davet edeceğim. Altınbaş Petrol İstasyonu yakınındaki köprünün altından akmakta olan Karagölek Deresi, dere yatağının büyüklüğünden de görüleceği gibi büyük bir sel suyu taşıma potansiyeline sahiptir. Dere yatağını izleyerek elde ettiğimiz, fotoğraflardan bazılarını kullanarak bu potansiyelin büyüklüğünü ortaya koyacağız. 2006’da inşaatı devam ederken görüntülediğim binaların da tamamlanmasıyla yatağın yüzde doksan dokuzu su geçişine kapatılan dere doğal olarak taşmaktadır. Üstelik derenin görüntülediğim, ancak yer darlığı nedeniyle fotoğraflarına yer veremeyeceğimiz başka bağlantıları da vardır. Ayrıca rakım farkı nedeniyle Sanayi Bölgesi’nin bu havzaya uzak noktalarından sel suları da bu noktaya yönlenmektedir. Bu yılki sel baskınından sonra önü açılan dere doğrudan Metropol yolu üzerinde yaşayan insanlarımızın konutlarına yönlendirilmiş ve can güvenlikleri tehlikeye atılmıştır. Yaşanacak ilk selli yağmurlarla bu insanlarımızın mağduriyetinin şiddetinin arttığını gözlemleyeceğiz. Eleştirileri dikkate almayan pervasız bir zihniyetin bedelini bazı iş adamlarımızla hiçbir şeyden haberi olmayan günahsız yurttaşlarımızın ödemesi asla kabul edilemezdir.
********************************************************************************
8 Şubat 2010, Ortam-Selden 18 gün önce
Tarih tekerrürden ibarettir
Sanayi devriminden bu yana, giderek artan boyutlarda petrol ürünleri tüketimi sonucunda atmosferde biriken karbon dioksit gazı sera etkisi yaratmakta olup dünyamız sürekli artan oranlarda ısınmaktadır. Bunun nedeni güneşten dünyamıza gelen solar radyasyon taşıyan güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşıp geriye kırıldıktan sonra atmosferdeki sera etkisi yaratan gaz tabakası nedeniyle geriye dönüşünün engellenmesidir. Küresel ısınma adı verilen bu sera etkisinin önemli sonuçlarından biri de, kutuplarda bulunan buz kütlelerinin erimesi sonucunda denizlerdeki su seviyelerinin yükselmesi ve küresel iklim değişikliklerinin oluşturduğu meteorolojik etkenlerin de birleşmesiyle dünyada su baskınlarının yaşanmasıdır. Yeryüzünde açığa çıkan karbon dioksit gazını fotosentez ile oksijene çeviren yağmur ormanlarının kitlesel kıyımı bu süreç içinde yaşanan en önemli olumsuz katkılardan biridir. Kıbrıs’ın yağmur rejimi konusunda değerlendirme yapan uzmanlar, ülkemizde her on yılda; üç iyi, üç kötü ve dört de orta yağmur alınan yıl yaşandığını bir genelleme olarak kaydederler. Küresel iklim değişiklikleri çerçevesinde, kuraklıkların daha şiddetli yaşanacağı saptaması yanında, iklim olaylarının alışılmışın dışına taşacağı ve sel baskınlarının olacağı uzmanların öngörüsüdür. Daha sık ve daha şiddetli yaşanan kuraklıklar ve insan eliyle yapılan tahribatların bir sonucu olarak ağaç varlığının azalmasıyla sel baskınları insanın suya ve çamura yenik düştüğü trajedilere dönüşmektedir. Son olarak Güzelyurt ve Bostancı’da yaşanan sel baskını bir alarm olarak algılanmalıdır. Bundan sonra bu tür felaketlere hazır olmalıyız! Kıbrıs’ın kendi tarihsel gerçeği içerisinde bu tür trajediler zaten vardı. Unutulmaması gereken, 22 Aralık 1949’da Afanya ve çevresinde yaşanan, 20 kişinin öldüğü sel baskınını bir kez daha hatırlatmak üzere gündeme taşıyoruz. Bu büyüklükteki bir başka sel felaketi, 23 kişinin ve yüzlerce hayvanın telef olduğu, 12 Kasım 1894 tarihinde Garilli deresinin taştığı Leymosun’da yaşandığı bilinmektedir. Arada irili ufaklı başka taşkınlar da vardır. Küresel iklim değişikliği nedeniyle şimdi bu olasılık daha da artmıştır. “Bir gece ansızın gelebilirim!” şarkısı, bence buradaki kabusu hatırlatmalıdır! Bütün “lakşaları ve lişinalıkları” yerleşime açılan, şehirlerinin sel suyu drenaj sistemleri tıkalı, dere yatakları bloke edilmiş Kuzey Kıbrıs’ta yapılması gereken; olayın bir adım önüne geçerek, zarar ziyan olarak ödenmesi kaçınılmaz kaynakları süratle peşin ödeme ile alt yapıya yatırarak gerekli önlemlerin alınmasıdır. Ben üniversitede hoca olsam, öğrencilerime bu alanda vereceğim yüzlerce ödev çalışmasını ülkeyi yönetenlere postalardım. Tarih olayların tekrarından ibarettir; önemli olan hatalardan ders çıkarıp ayni hataya tekrar düşmemektir...
|