Bugün yazımı yazmaya başlaycağım saatler olan ös 6:30 gibi televizyon açık ve bir kanalımızda bir görüntü gördüm ki, tamam dedim UBP'li T. Ertuğruloğlu'nun Başbakanlık binası önünde bir arabadan inip Başbakan ile görüşmeye gittiğinin görüntüsüydü bu görüntüler ve burdan yazıma başlayım istedim.
Görüntüye bakıyorum, Sn. Ertuğruloğlu arabadan iniyor, bekleyen gazetecilere bir tebessüm bırakıp uzaklaşıyor, binanın merdivenlerini hemen çıkmaya başlıyor ve merdivenlerin niyahetine geldinde geriye dönüp, elini kaldırıp geridekilere bir selam veriyor...
Niye yazıyorum bunları, adamda gerçekten ''ben siyaset yapmak istiyorum, ben devlet adamı olmak istiyorum, aldığım bir karar veya almak zorunda bırakıldığım bir karar var ve bunun için artık beni kimse durduramaz veya durduramaz gibi gözükmeliyim'' der gibi bir vücut diliyidi bu...
Yazımın burasına geldiğimde Sn. Ertuğruloğlu görüşmeden çıktığını gördüm...
Tamam dedim, yine Kıbrıslıtürkler bir satranç oyunuyla karşı karşıya...
İşte KKTC'nin gerçekleri gözler önünde...
Nedir bu gerçekler?
KKTC'nin traji komik gerçekleridir bunlar...
Tahsin bey adaylığını açıklaycak ama bunu yapmazdan önceki bir hafta kendisi ortalıkta yok...
Pekala nerdedir kendileri? Türkiye'de mi?
Yok canım, böyle bir süreçte, böyle bir karar açıklamanın hemen öncesinde hiç Türkiye olabilir mi?
Türkiye, olabilecek son ülke olması lazım böyle bir süreçte, onun için pek sanmıyorum demek isterim ama üzgünüm...
İşte burası KKTC dedirten gerçeklerdir bunlar...
KKTC'de Cumhurbaşkanlığı görevinde bulunmak demek, ''Kıbrıs meselesinde görüşmeci olmak demek.''
Kıbrıs meselesinde Kıbrıslıtürkleri temsil etmek, Kıbrıslıtürklerin iradesini temsil etmek demektir...
O zaman Sn. Ertuğruloğlu böyle bir karar öncesinde Türkiye'de tatile mi gitmişti?
Yoksa bir aile ziyareti yapmaya mı gitmişti?
Evet Sn. Ertuğruloğlu, Kıbrıslıtürklerin iradesini temsil edecek görev olan Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklamazdan önce Türkiye'ye gidiyor, üç defa görüşme yapıyor ve akabinde adaylığını açıklıyor...
Ve muhtemelen önümüzdeki propaganda döneminde, ''Kıbrıslıtürklerin iradesinin nasıl en iyi temsilcisi olduğunu'' anlatacak bize...
Öncelikle Sn. Ertuğruloğlu'nun aday olması kendisinin en doğal anayasal hakkıdır ve bu hakkını kullanmıştır...
Doğrusu Sn. Ertuğruloğlu'nu tanıdığım kadarıyla bu kararını Türkiye sonrası yapmasına hiç şaşırmadım...
Ama 2010 dünyasında bu tip Ankara görüşmelerinin, dünyanın gözü önünde bu kadar aleni olmasına şaşırıyorum...
Bu kadar zamandır bu insanları anlamakta galiba biz yanlış yapıyoruk. Bu insanlar bu kadar çelişki yaşayamazlar diye düşünüyorum...
Yani '' KKTC bağımsız bir ülkedir'' derlerken herhalde laf arasında bizim duyamaycağımız bir şekilde Türkiye hariç diyorlar...
Tıpkı 'ticari bir ürünün menfi yanlarının gözle görünmeycek kadar küçük harflerle kutunun üzerinde yazması gibidir...'
Şimdi merak ettiğim aslında C/başkanlığı seçim kampanyasını hangi propagandaya göre yürüteceğidir...
Yani bildiğimiz KKTC'yi dünyaya tanıtacak tezini mi, AB'liğine karşı olan tezlerini mi tekrar işleycek?
Yoksa o da mı ''görüşmelere devam edeceyim'' ama nasıl devam edeceği, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa olan bir hayal dünyasındamı devam edecek?...
Nereye mi gidecek?
Artık nereye kadar gidebilirse...
Zaten bana göre de esas olarak yapmak istediği de budur; gidebildiği kadar gitmesi...
Aslında bu seçime, seçilmek için girmemektedir kendileri!...
Bu adaylık, seçimler ikinci tura kalırsa sağ partilere yaraycak bir adaylık gibi gözüküyor bana...
Yani sağ oyları bir çeşit garantiye alma yoludur bu yol...
Ha burda Tahsin bey sağ partilerin oylarını bu kadar çok mu düşünüyor ki Evliya Çelebi gibi Ankara yollarına düştü?
Kendisi belki bu kadar yol kat edecek kadar Türkiye'ye gidip, malum turlarını yapacak kadar düşünmüyor olabilir sağ oyları ama orda görüştüğü insanlar düşünmüştür...
İkinci tura kalınırsa ki bu adaylığından sonra ikinci tura kalınacaktır, işte tam da bu nokta da yeni kurulacak koalisyon hükümetinin pazarlıklarının bu adaylıkla çok irintili, girintili olacağı kesindir...
|