TDP Kadro partisi mi? Kitle partisi mi? olmalı.
Siyasal parti tipleri. Kadro partileri ve kitle partileri ayrımı partiler tipolojisinde en yaygın olanıdır. Pek çok ülkede her iki tip birden bulunur. Avrupa demokrasilerinde muhafazakâr, liberal, sosyal demokrat, sosyalist ve komünist partiler bunun tipik örneğini oluşturur. Ayrıca bazı partilerin bu tiplerden birine tam denk düşmediği, karma özellikler taşıdığı durumlar da vardır.
Kadro partisi, az sayıda üyeden ve aktif seçkin gruplarından oluşan modeldir. 19. yüzyılda seçme ve seçilme hakkının varlıklı kişilere tanındığı sınırlı oy sisteminde partiler bu karakterdeydi. ABD ve İngiltere'de toprak aristokrasilerinin ve burjuvazilerin çıkar ve ideolojilerini temsil eden muhafazakâr ve liberal partiler ile daha sonraları Katolik ülkelerde (Fransa, İtalya, Belçika) kurulan dinsel karakterli partiler daha çok seçimden seçime çalışan yerel komiteler biçiminde örgütlendiler. Çağımızda da ABD partileri ile İngiltere'deki Muhafazakâr Parti kadro partisi tipinin özelliklerini en çok yansıtan örneklerdir.
Kitle partisi ise, çok sayıda üyeden oluşan ve geniş kitlelerin üyeliğini sağlamaya çalışan modeldir. Sanayi Devrimi, işçi sınıfının gelişmesi ve genel oy hakkının tanınmasının da bir sonucu olarak 19. yüzyılın ikinci yansından sonra doğan sosyalist partiler ile 20. yüzyılda kurulan komünist ve faşist partiler, bu modelin en belirgin kategorilerini oluşturdular. Kitle partilerinin ortak özellikleri, çok sayıda üyeden oluşan bir tabana, belli bir ideoloji etrafında sıkı disiplinli, merkezi ve hiyerarşik bir örgütlenmeye dayanmaları, mali güçlerini de esas olarak üyelerinden almalarıdır. 20. yüzyılda liberal kadro partileri kitle partisi modelinden az çok etkilenerek üye sayılarını artırma, kitlelere açılma ve daha disiplinli örgütlenme yolunda adımlar attılar.
Bu tespitlerden sonra son tahlilde daha önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi; Çok temel bir bilgi olmasına rağmen tekrarlamak gerekiyor; siyaset örgütle yapılır. Örgüt ve örgütlenme olmadan siyaset toplumsallaşamaz ve siyaset tutum açıklamakla, kendi duygularını dile getirmekle sınırlı kalır. Dolayısıyla büyümeye, genişletmeye ve ilerletmeye her hangi bir katkı yapamaz. Toplumcu Demokrasi Partisinin önünde duran hedef solun diğer renklerini de içinde barındırarak toplumsallaşması olmalıdır.
Solun imaja ve vitrine değil, örgüte ihtiyacı var.
Parti kurmak, tabela asmak değil, örgütlenme yapmaktır. Sokağımızdaki komşumuzla, alışveriş yaptığımız bakkalla, manavla, mahallede, okulda, işyerinde birlikte olduğumuz arkadaşlarımızla örgütsel bir ilişki kurmayı becermeden güncel siyasete müdahale süreçleri yaratmak mümkün değildir.
Tecrübelerimizden biliyoruz ki, günlük siyasete müdahale araçlarından yoksun kalınca, bütün her şey kendi vicdanını rahatlatma, bir ritüeli yerine getirme ile sınırlanıp kalıyor.
Siyaset yapmak, öncelikle güç, dolayısıyla örgütlenme sorunudur.
Sorunu böyle kavrama aktüel siyasal süreçlere müdahale araçlarını yaratma ve bunu yeni toplum projesinin nüvesi olarak şekillendirme ve zenginleştirme zorunluluğu solun önünde bir görev olarak durmaktadır.
Aksi durumda daha önce yaptığımız gibi, sol siyaset kendi yarattığı hareketlilikten, kampanyacılıktan, kumpanyacılıktan öteye geçemeyecektir.
Ve sevgili Turgut’un yazısındaki son nokta: ” Bana göre Kıbrıslı Türk solunun geldiğimiz noktada yapması gereken, örgütlenme üzerine yoğunlaşma veya seçim dönemleri birliktelik arayışı içerine girmekten çok, solun sözünü ortak kimlik içerisinde yeniden üretmek olmalıdır. Ancak böylesi bir pratik solun başarıya ulaşmasında etkili bir anahtar işlevi görebilecektir.” Katılmamak mümkün değil.
|